Kur’âncılık Bağlamında Kur’ân’ın Kur’ân’la Tefsirinin Epistemik Değeri

İlk dönemlerde nüveleri bulunan Kur’âncılık söylemi Hint alt kıtasında yeniden gündeme gelmiş ve söylemin etkileri Türkiye’de de görülmüştür. Ancak Türkiye Kur’âncılarını, Hint alt kıtası Kur’âncılık ekolünden ayırmak gerekir. Zira Türkiye’de bulunan akademisyenler, Kur’ân’ı merkeze almakla birlikte...

Full description

Saved in:
Bibliographic Details
Main Author: Sevim Gelgeç
Format: Article
Language:English
Published: Anadolu Ilahiyat Akademisi 2025-06-01
Series:Eskiyeni
Subjects:
Online Access:https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/4283484
Tags: Add Tag
No Tags, Be the first to tag this record!
Description
Summary:İlk dönemlerde nüveleri bulunan Kur’âncılık söylemi Hint alt kıtasında yeniden gündeme gelmiş ve söylemin etkileri Türkiye’de de görülmüştür. Ancak Türkiye Kur’âncılarını, Hint alt kıtası Kur’âncılık ekolünden ayırmak gerekir. Zira Türkiye’de bulunan akademisyenler, Kur’ân’ı merkeze almakla birlikte sünneti de kabul etmekte (istisnalar hariç), sadece hadis ve rivayet malzemesine mesafeli durmaktadırlar. Makalemizin içeriğini -daha çok- bu yaklaşım oluşturmaktadır. Bu yaklaşımda olan kimseler kendilerini “Kur’ân Müslümanı” olarak tanımlamış, İslam toplumunu içinde bulunduğu bidat ve hurafelerden arındırmak suretiyle dinî düşüncede yenileşmeyi savunmuşlardır. Fakat bu kimseler, sağlam bir usullerinin bulunmayışı nedeniyle Kur’ân bütünlüğünden uzaklaşmış ve daha çok şahsî görüşlerini ortaya koymuşlardır. Hint alt kıtası Kur’âncıları gibi Türkiye Kur’âncıları da ortaya koydukları tevilleri, genelde “Kur’ân’ın Kur’ân’la tefsiri” kuralını esas alarak gerçekleştirmişlerdir. Kur’ân’ın Kur’ân’la tefsirini de konu benzerliği yerine lafzî benzerlik üzerinden uygulamışlardır. Halbuki Kur’an’ın Kur’an’la tefsiri faaliyeti, ayetler arasındaki irtibatı “bağlam müşterekliği” çerçevesinde kurmayı ve bütüncül bir zihne sahip olmayı gerektir. Bu bütünselliği zihninde kuramayan ve ayetleri nüzûl bağlamından yalıtan müfessir ise kişisel kanaatini öne çıkarmış olacaktır. Dolayısıyla bu çalışmada, Kur’âncıların, “kadere iman” ile Tîn suresindeki “esfele sâfilîn” ifadesi hakkındaki görüşlerine, Duhâ suresi 4 ayetteki Hz. Peygamber’e hitaben söylenilen “vele’l-âhiratü hayrun leke mine’l-ûlâ” cümlesine hangi anlamı verdiklerine, yine kadının dövülmesi meselesiyle ilgili olan Nisâ suresi 34. ayet hakkındaki yorumlarına yer verilmiş, daha sonra bu ayetlerin irtibatlandırıldığı pek çok ayetin usul açısından Kur’ân’ın Kur’ân’la tefsiri olmadığı tespit edilmiştir. Bu özgün tespit ise bizi, Kur’âncıların yöntem olarak başvurdukları Kur’ân’ın Kur’ân’la tefsirinin usul açısından epistemik bir değerinin olmadığı sonucuna ulaştırmıştır. Çalışma tümdengelim yöntemini esas alan nitel bir araştırma olduğu için öncelikle probleme odaklanılmış ve ağırlıklı olarak yorumlayıcı bir yaklaşım sergilenmiştir. Çalışmanın temel kaynaklarını ise tefsir ve mealler oluşturmuştur.
ISSN:2636-8536